YAS ÜZERİNE…

Ayrılık ve ölüm, iç içe geçmiş iki kavram…. Her ikisinin de ardından gelen o zorlu süreç… Kimi için daha erken, kimi için daha geç; ancak bir şekilde tanıştığı bir duygu süreci: Yas… Yas süreci, oldukça zor olmakla birlikte kimi zaman anlamak ve tarif etmekte güçlük yaşanılan da bir süreçtir. Bu sürece birlikte bakalım…


Bir çok kişi için sevdiği birinin kaybıyla başa çıkmak karşılaştığımız en zor ve travmatik hayat deneyimlerinden biri olabilir. Kayıp yaşamın doğal bir süreci olsa dahi şok, şaşkınlık, uzun süreli üzüntü veya depresyon gibi deneyimleri peşpeşe yaşamaya sebep olabilir. Herkes bu acıyla başa çıkmak için farklı yöntemleri kullanabilir. Nasıl yas tuttuğumuz yaşam tarzımız, inançlarımız, kaybın niteliği ve güçlüklerle nasıl başa çıktığımız gibi etkenlere bağlıdır.


Yas hakkında yararlanabilecek en büyük şeylerden biri zaman olabilir. Yas sürecinin ne kadar süreceği öngörülemez. Yasta iyileşme doğrusal bir çizgide ilerlemez. Bazı günlerde kendimizi çok iyi hissedebilecek iken bazı günlerde kaybettiğimiz kişiyi çok özlemek, ağlamak, kendimizi oldukça kötü hissetmek gibi duyguları deneyimleyebiliriz. Aynı zamanda bu belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Örneğin; kimi kişiler günler, haftalar içinde iyi hissederken kimi kişiler ise çok daha uzun zamana ihtiyaç duyabilir. Bu zamanlarda herkesin ihtiyacının farklı olabileceği ve iyileşmede reçete olmadığını bilmek önemlidir.


Yas sürecinde verebileceğimiz bazı tepkiler Türk Psikiyatri Derneği referans alınarak aşağıda sıralanmıştır. Kişi bu tepkilerin bir kaçını yaşayabileceği gibi hiç birini yaşamaya da bilir.


Duygusal tepkiler: Ölümü inkar etme, üzüntü, ağlama, özlem, öfke, sıkıntı, güvensizlik, tedirginlik, aklını yitirdiği ya da delireceği korkusu, hayata karşı ilgi ve istek kaybı, hiçbir şeyden zevk alamama, hiçbir duygu hissetmeme, geleceğe dair umutsuzluk ve karamsarlık, yalnızlık, çaresizlik. Ruhsal tepkiler: Ölen kişinin hala yaşadığını, var olduğunu hissetme, sesini duyma, hayalini görme, hayat ve ölüm kavramlarını sorgulama. Bilişsel tepkiler: Ölen kişiyi ve ölümü düşünmeye engel olamama, kendini suçlama, kendine kızma, pişmanlık, ölüm anını tekrar tekrar hatırlama, kararsızlık, dikkatini toplamakta zorlanma, bellek sorunları. Davranışsal tepkiler: Amaçsız bir aşırı hareketlilik, kendini tamamen başkalarına yardıma adayarak kaybın acısından kaçınma, insanlardan uzaklaşma ve görüşmek istememe, ölen kişinin eşyalarına-bulunduğu yerlere aşırı yönelme veya bunlardan uzak durmaya çalışma, mezara sık gitme veya gidememe, alkol ve/veya ilaç kullanma, cinsellikle ilgili değişiklikler.


Kaybettiğimiz kişilerin ardından böyle duygular hissetmenin, bazı düşünce ve davranışlarımızda değişimlerin olmasının oldukça normal olduğunu bilmek ve bu dönemdeki “biz”i kabul etmek gerekir. Yas sürecindeyken kendimize ya da yas sürecinde olduğunu bildiğimiz kişilere “Güçlü olmalısın”, “Hayat devam ediyor, “Yakında geçecek, bitecek”, “Çocukların için ayakta kalmalısın” gibi cümleler kurmaktan kaçınmalı, bunun yerine yaşanan duyguları içtenlikle anlamaya ve paylaşmaya çalışmalıyız. Kayıp yaşayan kişinin bu kayıptan doğan üzüntü, acı, sıkıntı, öfke, çaresizlik gibi duygularını dile getirmesine izin vermeliyiz.


Sevilen birinin kaybından sonra yaşanabilecek depresyon, kaygı bozukluğu, kendine zarar verme, intihar düşünceleri ve hatta intihar girişimleri gibi ruhsal düzensizlikler karşısında dikkatli olmak ve bu durumlar karşısında psikiyatri uzmanı, uzman klinik psikolog ya da psikolojik danışmanlardan destek almayı göz önünde tutmalıyız. Başka biri bu durumu deneyimliyor ise onları uzman desteğine yönlendirmeliyiz. Süreci sağlıklı geçirmek için uzman desteği kimi durumda hayati önem taşıyabilir.


Yazar: Asistan Psikolog Feyza Nur YILMAZ

Editör: Uzman Klinik Psikolog Eda ÖZTÜRK BELET




33 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör